Köşe Yazıları | Güncel Blog-Güncele çalışan platform Köşe Yazıları | Güncel Blog-Güncele çalışan platform
Anasayfa » Arşiv

Köşe Yazıları Kategorisindeki Yazılar

Köşe Yazıları »

[23 Haz 2010 | 1 Yorum | Yazar: admin]


aysem.kalyoncu@internethaber.com

17 Ekim 2009 Cumartesi
Bazıları konuşmaya şöyle başlamaya bayılırlar: “Ayyy… Hiç sevmem ben demiştim demeyi, ama ben demiştim bunların böyle olacağını…”
Aslında inanın hiç bu tiplere benzemem, hatta böylelerinden haz bile etmem. Ama inanın şimdi söyleyeceğimi (tıpkı onlar gibi olacak ama) inanın ben çok önceden demiştim; Türkiye 2010′da seçime gider!
Bu düşüncemi ne zaman mı ortaya atmıştım?
İnanın bana araştırmacı Adil Gür’den çok önce. Yani taaa… geçen hafta. İnanmayanlar arşivden yazımı bulup okuyabilirler.
En son seçimde “tek bilen” unvanını kazanmış, zaman zaman iktidarın, zaman zaman da muhalefetin işine gelmeyecek gözlemleriyle tanınan uzman Adil Gür söylediğinde belli ki benden daha etkili oluyor.

NEYDİ O MADDE?

Yazımdan küçük bir bölümü sizlere hatırlatayım. Herkesin unuttuğu yada dikkatinden kaçan bir gerçeğe değinmiş, seçim tarihinin 7 Kasım 2010 Pazar günü olması zorunluluğunu önemle vurgulamıştım.
Bu durumu da şöyle izah etmiştim; Eğer bu ay sonuna kadar kanunda bir değişiklik yapılmaz ise 7 Kasım 2010 Pazar günü seçimin zorunluluğu Milletvekili Seçim Kanunu’nun 6′ıncı maddesinin ikinci bendine AKP tarafından Ekim 2006′da, YSK ile girdikleri polemik sonucu eklenen madde.
Ek madde der ki; “Her seçim döneminin son toplantı yılının 20 Temmuz günü seçimin başlangıç tarihidir ve kasım ayının ilk pazar günü oy verilir.”

SONU BENZEMESİN

Yani yeni bir hatırlatma için tercüme etmek gerekiyorsa, eğer kanun değişmez ise Kasım 2010′da seçime gidilecektir.
Şimdi gelelim araştırmacı Adil Gür’ün açıklamalarında dikkatimi çeken birkaç noktaya…
Adil Gür demiş ki; “Cumhuriyet tarihi boyunca araştırmalara meraklı iki siyasi lider vardır;
1-Turgut Özal
2- Tayyip Erdoğan
Özellikle AK Parti her konuda 4-5 şirkete birden araştırma yaptırır ve peş peşe yaptırır.”
Bu açıklamanın neden dikkatimi çektiğine gelince; AKP’nin kurulduğu günden beri benzemeye çalıştığı, örnek aldığı parti Turgut Özal’ın partisi ANAP değil miydi? ANAP’ın sonu ne oldu malum…
Herkesin bildiği bir gerçek var ki o da AKP’nin gidişatı iyi bir gidişat değil. Yani, AKP’nin Lale Devri de, aynı rahmetli Özal’ın Lale Devri gibi çoktan bitti. Sık sık Başbakan’ın anket yaptırması, Özal’ın yolundan gitmesi bu nedenle son derece doğaldır.
Allah sonlarını benzetmesin de.. !

Bu yazı toplam 579 kere okunmuştur.

Köşe Yazıları »

[23 Haz 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]

ufuk@internethaber.com

Manüplasyon ekonomik suçtur!
15 Ekim 2009 Perşembe
Son 60 yılın en ağır ve uzun süreli krizine sürüklenen dünya bu duruma durup dururken gelmedi.
ABD merkezli sahtekârlık ekonomisinin, yüksek kaldıraçlı türev ürünlerinden oluşan üretimsiz ve sınırsız finansallaşmanın yarattığı balonların kaçınılmaz sonucu olarak bu kriz başladı.
Krize sebebiyet veren faktörlerin en önemlilerinden birisi de, çoğunluğu ABD’de faaliyet gösteren ve birer finansal dev haline gelmiş olan Goldman Sachs, Merrill Lynch, Lehman Brothers gibi yatırım bankalarının manüplatif ve spekülatif işlemlerin odağı haline gelmeleriydi.
Bunlardan Lehman Brothers büyük bir finansal kara deliği ardında bırakarak battı.
Diğerleri ABD vatandaşlarının parasıyla, devlet tarafından kurtarıldı. Birleştirme, likidite desteği, sermaye katkısı vb. imkânlarla fiilen batması gereken bu bankalar yüzdürüldü.
Bunların içinde bir tanesi var ki hala eski alışkanlarını sürdürüyor. Yine üst düzey yöneticilerine milyonlarca dolarlık primler- ikramiyeler veriyor. Az zamanda en yüksek karı ne pahasına olursa olsun yapmaya çalışıyor.
Bu yatırım bankasının adı “Goldman Sachs”
Dün Sözcü gazetesinin ekonomi sayfasında “krizden akıllanmadığı görülen Goldman, bonus dağıtıyor” başlığı ile bir haber yayınlandı.
Küresel krizde rakipleri ağır bir çöküntüye uğrarken, ne hikmetse ayakta kalan Goldman Sachs’ın, G-20’lerin, IMF ve Dünya Bankasının açık tavsiyelerine rağmen, aşırı ikramiye ve prim harcamaları yapmaktan çekinmediği anlaşılıyor.
“Kağıt” petrol spekülasyonu
Bu haber üzerine Goldman Sachs’le ilgili yakın geçmişi tekrar hatırladım.
26.Mayıs.2008 tarihinde Goldman Sachs’la ilgili bir yazı kaleme aldığımı anımsadım.
O yazımda özetle, Goldman Sachs’ın ham petrol fiyatlarının önce 145 doları, bilahare de 200 doları bulacağını yayınladığı raporlarında iddia ettiğini belirtmiştim.
“sözde” yatırım bankasının bu yaptığının “kâğıt petrol” spekülasyonu amacıyla yapılmış bir “manüplasyon” olabileceğini iddia etmiştim.
Çünkü o tarihlerde petrolde ne talep yönünde ne de arz yönünde hiçbir olağanüstü durum mevzubahis değildi.
Milyarlarca dolarlık “commodities future market” denilen, malların (petrol, kıymetli maden, gıda vb.) gelecekteki fiyatlamalarının yapıldığı ve bunların “kâğıt üzerinde” alınıp – satıldığı yapılandırılmış ürünlerin o dönemde 7 milyar doları aşan spekülasyonundan kaynaklanmış olabileceğini belirtmiştim.
Gerçekten de bugün petrol 70–75 dolar civarında seyrediyor.
Goldman Sachs’ın raporlarındaki iddiaları tamamıyla yanlış çıktı.
Bu konuda yatırım yapanlar büyük zararlara uğradılar.
İşte bu tür spekülatif ve manüplatif açıklamalar ve raporlarla piyasaları yönlendiren “sözde” yatırım bankaları, bugün hala eski tas, eski hamam faaliyetlerini sürdürüyorlar.
Ne yeterli bir denetim, ne hakkettikleri bir yaptırım ortada görünmüyor.
Olan bu manüplatörlere inanan insanlara ve yatırımcılara oluyor.
Manüplasyon son 20 yılın giderek en yaygın ve çirkin bir ekonomik suçu haline geldi.
Tüm dünyada manüplasyonlara karşı etkin tedbirler gerekiyor.
Yoksa Goldman Sachs gibi, ABD’nin Hazine ve parti yönetimlerine yakınlığı ile bilinen iflah olmaz kurumlarına meydanı boş bırakmış oluruz.
Bizden uyarması…

Bu yazı toplam 59 kere okunmuştur.

Köşe Yazıları »

[23 Haz 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]


yasemin@internethaber.com

El adamı..!
12 Ekim 2009 Pazartesi

Artık öldürmez seni, yüzüğün içindeki kırk yılan zehri !
Zehri, yudum yudum içmedin mi, koklaya koklaya sindirmedin mi ciğerlerine nasılsa her defasında?
Zehir tutmaz olmadı mı artık karaya çalan tenin?

Alışmadı mı, bağışmadı mı bedenin çoktan, zehre de, aşka da?
Hani Mecnun, hani Leyla?
Artık hangi sevda, uğruna ölümlü?
O yiğitçe ölmeler bu şehre uzak şimdi.
Eskidenmiş ölümü de aşktan bilmeler.
Korkak olmuş bir neslin cümlesi;
kendi ölümünden bile!
Celladına yalvarır olmuş köpekçe.
Belki birkaç fazla nefes için.
Oysa bu gözler;
boynunu koyduğu taştan kafasını kaldırıp, celladına bakmaz bile!
Ne sandın el adamı?
Hangi rüzgâr esti de, aldı götürdü içinin cesaretini?
Hangi karanlık gecede teslim ettin aşkı, korkaklığa?
Herkesi kendin mi sanırsın?
İçine düşen ateşin hesabı verilir mi?
Kendi ateşinde niye sönersin?
O zaman, yanmaların da yalan!
Gitmelerin de,
dönmelerin de…
Şu ayakta durmalarında yalan,
düşmelerin de…

Bu yazı toplam 124 kere okunmuştur.

Köşe Yazıları »

[23 Haz 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]

eftal.orhan@internethaber.com

Yüksek motivasyon için altı kural
12 Ekim 2009 Pazartesi

Bir türlü motive olamıyorum!
Motivasyonum kırıldı!
Ah bir motive olabilsem çalışmaya başlayacağım!
Bazen, enerjimizin tükendiği; yaptığımız işe karşı isteğimizin dibe vurduğu, bir bıkkınlığın kara bir bulut gibi üzerimize çöktüğü zamanlar olur.
Belki, bazılarınız içinden: “Keşke bazen olsa!” diye söyleniyor olabilir.
Motivasyon; çağımızın sihirli kelimelerinden biridir.
Başarılı insanların, bitmez tükenmez enerji kaynağı; güçlü motivasyonlarıdır.
İster okul sıralarında öğrenci olun, ister bir iş yerinde yönetici ya da çalışan olun, motivasyonunuz yoksa; başarınız da yoktur.
Çünkü motivasyon, sizi harekete geçiren duygudur.
O sihirli duyguyu yakaladığınızda; sizde sihirli şeyler olmaya başlar.
Hidayet Türkoğlu, o muhteşem üçlüklerini ancak iyi motive olduğunda atabilir.
Arda, o harika şutlarını iyi motive olduğunda çekebilir.
Başarılı öğrenciler, sınavlarda; beyin güçlerini, iyi motive olduklarında kullanabilirler.
Bunları istedikleri gibi yapamadıklarında yine; Hido, Hidodur; Arda, Ardadır. Ama sadece bir şey değişmiştir; motivasyonları.
Çünkü motive olamadıklarında, gerçek performanslarını kullanamazlar.
Bu sporda da böyledir, iş yerinde de, okulda da…
Beynimizin Limbik (duygu ile ilgili bölüm) sistemini kullanmadan, doruk performansa ulaşmamız mümkün değildir.
Sporda, bunun önemini belli oranda anlamış bulunuyoruz.
Bu nedenle, son yıllarda bazı kulüpler, sporcuların motivasyonları ile ilgilenen uzmanlar çalıştırmaktadırlar.
Ama bir türlü eğitimde motivasyonun önemini anlamış değiliz. Bu konuda eğitim politikalarını oluşturanların çok ilkel düşünceleri olduğunu düşünüyorum.
Öğrencilerimiz motive değil; çünkü öğretmenlerimiz motive değil.
Okullarımızın çoşku ve öğrenme damarları kesilmiş gibi; herkes de bir bıkkınlık ve yılgınlık var.
Bu durumu, değerli Felsefecimiz Ahmet İnam, yazılarında çok etkili bir şekilde anlatıyor.
Milli Eğitim Bakanımız Sayın Nimet Çubukçu’nun bu konulara eğilmesini bekliyoruz.
Enerjisi tükenmiş bir öğretmenden ve öğrenciden ne bekleyebilirsiniz?
Mesela çok merak ediyorum; Milli Eğitimde bu konuyla ilgilenen bir danışman veya bir uzman var mıdır?
Neyse, biz konumuza dönelim.
Peki, nasıl motive olabiliriz?

1- Hedefini belirle

Birçok kimse; neredeyse, hayatta hiçbir hedefi olmadan yaşar.
Okula giden öğrenci hedefsiz gider. İşe giden işçi hedefsiz çalışır.
Bunda; hedef belirleme bilincimizin düşüklüğü yanında tabii, hayal kırıklıklarımızın da etkisi büyük.
Beynimiz, bir hedef belirlediğimizde; neler yapmamız gerektiğini de sıralıyor. Böylelikle, o hedefe nasıl ulaşacağımızı belirlemeye başlarız.
Şu bir gerçektir ki; hedefimiz yoksa başarımız da yoktur.

2- Niçin buradasın?

Niçin okula gidiyorsun?
Niçin çalışıyorsun?
Niçin Üniversiteye hazırlanıyorsun?
Motivasyonun temel kaynağı; bir işi niçin yaptığınızı belirlemektir.
Bu sebepleri yazmak ve sık sık düşünmek, hedefimizle bağımızı hep canlı tutar?
Hedeflerinden uzaklaşan insanlar, niçin o işi yaptıklarını unutan insanlardır.

3- Başarırsan ne olacak?

Özellikle, ödüllerden motive olan kişiler, hedeflerine ulaştıklarının senaryolarını zihinlerinde canlandırırlarsa, hedeflerini doğru güçlü bir çekim gücü yaşarlar.

4- Başaramazsam ne olacak?

Bu da, acıdan uzaklaşarak motive olan kişilerin zihinlerinde oluşturmaları gereken bir senaryodur.
Ve tolum olarak çoğunlukla bu tür motivasyon özelliğimiz vardır.
Öğrencilerimizin çoğu; düşük not almamak için çalışır. İşyerinde çoğu işçi; sorun çıkmasın diye işini yapar.
En iyi motive olan kişiler ise hem olumlu hem olumsuz senaryoları düşünerek çalışan kişilerdir.

5- Önceliklerini belirle

Bir hedefiniz varsa artık; önceliklerinizde bir ayarlama yapmalısınız.
Bundan sonra; ne sizin için daha önde ve önemli?
İnternetten artan zamanda mı ders çalacaksınız yoksa dersten artan zamanda mı internete takılacaksınız?
Hangisi senin için önde ve önemli? Bunu çözemeyen kişinin, başarılı olması mümkün mü?

6- Hayal et.

Hayaller, yaptığınız işin enerji kaynağıdır.
Hedefinizi hayal ettiğinizde (buna biz hedef ziyareti deriz); çalışma azminiz de, konsantrasyonunuz da artar.
Ne kadar büyük ve güçlü hayalleriniz varsa, o kadar güçlü ve büyük işler başarırsınız.
Büyük düşünün!
Unutmayın her şey, önce hayalle başlar.
Hayaller, umutlarımızın can damarıdır.

Bu yazı toplam 63 kere okunmuştur.

Köşe Yazıları »

[23 Haz 2010 | Yorum Yok | Yazar: admin]

vates@tvnet.tv.tr

Bir Fikrim Bile Yok
14 Ekim 2009 Çarşamba
Bu köşede çıkan ilkyazımın başlığı “Kimin Yandaşı Olsam” dı.

Kafamın karışık olduğunu baştan söyleyip okuyucuya “Bunun ortası yok mu?” diye sormuştum.

Cevabı birkaç gün önce buldum; yokmuş.

Genelkurmay Başkanı Şaka mı Yaptı,” “Zalimin Zulmü Varsa Mazlumun GATA’sı Var” “Asker Dayağı Neden Kutsaldır,” başlıklarıyla askeri eleştiren ben; “Bu ordu Kimin Ordusu” yazısıyla (bkz. bir önceki yazı) asker eleştirilerinde biraz itidal çağrısı yapınca “tepki yağmuru”na tutuldum.

“Koynumuzda yılan beslemişiz” tadında tepkilerdi bunlar.

Haberim olmadı ama birileri tarafından sahiplenilmişim.

Daha önceki yazılara gelen tebriklerle “sivil isyanın sesi” havalarına giren ben, “asker şakşakçısı” tepkileriyle kendime geldim.

Araştırmalarında “kutuplaşıyoruz” sonuçları çıkaran kamuoyu yoklamacılarına “abartıyorsunuz” derdim.

Lafımı geri alıyorum.

Haklıymışsınız.

Kutuplaşmışız, hem de “bayağı.”

Kullandığı kelimeler Posta gazetesinin, kadın programlarının kendilerine sunduğu kadar olan “sığ azınlığın” olaylar karşısındaki tavrını üç aşağı beş yukarı kestirebiliyordum da, “okumuş çocukların” bu kadar keskinleşebileceğini doğrusu ummuyordum.

“Günaydın” diyenler de haklılar.

Çevresinde olan biteni hep iyiye yoran Esir Şehrin Mahpusu’ndaki Kamil Bey gibiymişim meğer.

Son yazıya gelen tekme tokat tepkilerle şunu fark ettim ki…

Bir kişi ya da kurumu hem yerip hem övemezmişsin.

Beğendiğin yanlarını takdir edemez, beğenmediğin taraflarını eleştiremezmişsin.

Mesela hükümet iyi bir icraat mı koydu ortaya. Bugüne kadar hükümeti eleştirdiysen bu iyi şeyi de görmezden gelecekmişsin.

Askeri eleştirdiysen, hep eleştirecekmişsin.

Arada sivrilik yapıp “Bu kadar da olmaz, biraz yavaş” demeyecekmişsin.

Tutulup karaya atıldığımda anladım, bir akvaryumda yaşadığımı.

Bütün bunları üzüldüğüm, gocunduğum için mi yazdım?

Asla!

Başbakandan alıntıyla…

Hamdolsun,” kimseyi memnun edememişim.

Bu yazı toplam 82 kere okunmuştur.